’20-30 yıl geri dönülemez su sorunlarıyla karşı karşıya kalacağız’

Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi ve Konya Milletvekili Yokuş, “Dünya Su Günü” münasebetiyle yazılı bir açıklama yaptı. Türkiye’de, nüfus artışı, hızlı kentleşme ve sanayileşme faaliyetleri sonucunda suya artan talep ile birlikte, su kaynaklarının etkin olarak kullanımı ve korunmasının büyük önem kazandığını ifade eden Yokuş, Türkiye’nin su kaynakları açısından ve kişi başına düşen miktara göre, su fakiri bir ülke olduğunu belirtti.

Yokuş, “Nüfusun ve sanayileşmenin hızla artması, tarımsal gübre ve ilaçların kullanımının giderek yaygınlaşması bağlamında su azlığı çeken ülke konumunda olan Türkiye’nin, 20-30 yıl sonra geri dönüşümü imkânsız su sorunlarıyla karşı karşıya kalacağı açıktır. İhtiyacımız olan suyun büyük bir bölümünü yüzey sularından yani baraj ve göllerden bir kısmını da yer altından sağlamaktayız” dedi.

“KİRLENEN SUYU TEMİZLEMEK DAHA PAHALI”

Tatlı su kaynaklarının çoğunun insanlar tarafından kirletildiğini kaydeden Yokuş, şunları söyledi:

“Söz konusu nüfus baskısının diğer bir boyutunu kentsel alanlardaki suya erişim sorunları oluşturur. Tatlı suyun çoğunluğu insanlar tarafından kirletilmiş durumdadır. Türkiye’deki akarsular kadar göller de hızla kirlenmektedir.

Çoğu su kaynakları arsenik, florür, klorür, sülfat, nitrit ve radon gibi element ve bileşiklerle doğal yolla, çok dahası her türlü maden pasa ve atıkları, siyanür bileşikleri, mıcır-taşocağı ve mermer ocakları, çöp atıkları, düzenli depolama alanları, zirai ilaçlama ve gübreleme, jeotermal suların alıcı dere ve nehirlere-tarım alanlarına boşaltılması, kömür santralleri kül atıkları, lağım, kimyasal atıklar, deterjanlar gibi insan aktiviteleri sonucu kirlenmektedir. Kirlenmede yer altı suyun pompalaması, çölleşme ve barajların büyük rolü bulunmaktadır. Kirlenen suyu temizlemek kirlenmesini engellemekten daha pahalıya gelmektedir”

“TATLI SU KAYNAKLARIMIZ İSRAF EDİLMEMELİDİR”

“Her geçen gün iklim değişikliğinin su kaynaklarına etkisi hissedilmektedir” diyen Yokuş açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerini derinden yaşayacak ülkelerden biri olarak gözükmektedir. Türkiye’de yıllık ortalama sıcaklığın gelecek yıllarda 2,5 dereceye artacağı, bunun Ege ve Doğu Anadolu Bölgeleri’nde 4 dereceyi, iç bölgelerinde ise 5 dereceyi bulacağı tahmin edilmektedir. Türkiye’de iklim değişikliğinden kaynaklanan yaz sıcaklıklarının artması, kış yağışlarının azalması (özellikle batı illerinde), yüzey sularının kaybı, kuraklık, toprağın bozulması, kıyılarda erozyon ve su baskınları gibi etkilerle olabilir. Damarlarımızda dolaşan kan gibi su da stratejik bir maddedir.”

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Yokuş, su kaynaklarının korunması, suyun kullanımı ve güvenli içme-kullanma suyuna erişim için çözüm önerilerini ise şu şekilde sıraladı:

* Mevcut içme suyu kaynaklarından akılcı ve bilimsel yöntemlerle, koruma alanlarını belirlenerek, kirletmeden, uygun verimlilikte ve aşırı işletmeye gitmeden yararlanılmalıdır.

* Yağmur suyu hasadı yapmak için binaları buna uygun inşa etmeli, hasat ettiğimiz suyu bahçe sulaması, zirai sulama, araba yıkama, tuvalet suyu, temizlik gibi amaçlarla kullanmalı, içme suyunu aynı anda bu amaçlar için kullanmamalıdır.

* Su kıt bir kaynak olarak ele alınmalıdır. Entegre su kaynakları yönetimi benimsenmelidir.

* Su kaynakları artan nüfus, kentleşme, sanayi, madencilik ve tarımsal faaliyetleri sonucu ortaya çıkan kirleticilerden korunmalıdır. Su kaynakları konusunda uzun vadeli planlamalara gidilmelidir.

* Su güvenliği planları oluşturulması kaynaktan musluğa su kalitesi süreci sistematik hale getirilmelidir.

* İçme-kullanma suyu yönetimi büyükşehir belediyelerinde olduğu gibi tüm illerde tek elden yürütülmelidir.

* Suyun %72’si tarımda, %18’i sanayide kullanılmaktadır. Suyu tasarruflu kullanan sulama teknolojileri geliştirilmelidir.

* Organik tarımı destekleyen politikalar ve uygulamalara yer verilmelidir.

* Üründe çeşitlilik su kaynağına göre planlanmalıdır. Su kıtlığı olan yerlerde çok su tüketen mısır, şeker pancarı, pamuk, yonca gibi ürünler yetiştirilmemelidir.

* Sanayide kullanılan su arıtılmadan çevreye deşarj edilmemelidir.

* Suyun korunmasında halkın eğitimi son derece önemlidir. Su savurganlığına dur demeye yönelik çalışmalar yapılmalıdır.

* Bir bireyin, toplumun veya iş kolunun tükettiği malların ve hizmetlerin üretimi için kullanılan veya üreticinin mal ve hizmet üretimi için kullandığı toplam temiz su kaynaklarının miktarı olan ‘’Su Ayak İzi’’ her alanda hesaplanarak, geleceğe dair su ihtiyacı ve planlamalarının buna göre yapılması gerekmektedir.

* Ulusal ve bölgesel kalkınma planlarında sektörlere yönelik stratejilerin (tarım, sanayi, kentleşme, enerji ve turizm) su politikalarına entegre edilmesi ve bunlarla uyum içinde olması sağlanmalıdır.

MİLLİ KURAKLIK MERKEZİ KURULMALIDIR

* Milli Güvenlik temelli bir ‘hidropolitik strateji belgesi” hazırlanmalı, ayrıca ülkemizde bir ‘Milli Kuraklık Merkezi’ kurulmalı, kuraklık sigorta kapsamına alınmalı, su havzaları korunmalıdır.

* Vakit kaybetmeden ülkemizin su kaynaklarının doğru kullanımı israfın önlenmesini, tatlı su kaynaklarını depolama projelerini hayata geçirmelidir.

* Daha fazla yağış ve daha fazla temiz hava için tarım arazileri dışında ağaçsız bir dekar yer bırakmamalıyız. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yağışlar her geçen yıl azalıyor. Bu nedenle artık bir damla suyumuzu denize dökmemeliyiz.

* Ülke olarak “yağmur hasadına” gitmeliyiz. Eskiden Anadolu’da yaygın olan ‘sarnıçları’ geri getirmeliyiz.