O servislerde hasta olanla olmayan birbirine karıştı

Kış ayları, Covid-19’un “Omicron” gibi yeni mutasyonları, influenza mevsiminin stresi ve artan Covid-19 dışı acil servis başvuruları nedeniyle zor geçiyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) “Covid-19 Omicron mutasyonu” ile ilgili “küresel risk” uyarısını yeniledi ve hastaneye yatış oranlarının artabileceğine dikkat çekti. Avrupa ülkeleri ve İsrail gibi yüksek güvenlik algısı olan ülkelerde yaşanan kısıtlamalar da bu sorunun göstergesi. Peki bu dönemde sağlık sisteminin yükünü çeken acil servislerde durum ne?

Türkiye Acil Tıp Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Serkan Yılmaz, “Pandemi sürecinde kış aylarıyla artan acil servis kalabalığı, içinden çıkamadığımız en önemli sorun” diyor ve devam ediyor; “Hastaları triyajdan Covid-19 için ayırdığımız alanlara yönlendirmek ve diğer hastalardan farklı bir alanda değerlendirmemiz gerekirken, bu uygulama, şüpheli hastanın izolasyonu konusunda yetersiz kalıyor. Aşılanma oranının artması ve mutasyonların etkisi ile atipik semptomları olan pek çok hasta (bilinen ateş, öksürük, nefes darlığı gibi klasik semptomları olmadan) sadece bulantı, sadece ishal veya sadece karın ağrısı gibi şikayetlerle acil servislere gelerek, ‘Covid olmayan hasta’ girişlerinden girip izole olmayan hasta alanlarında değerlendirilebiliyor. Buna karşın Covid-19 hastalığı olmadan öksürük ve nefes darlığı gibi solunum semptomlarıyla acil servise gelen hastalar da, Covid-19 hastalığı olanlarla aynı alanlarda değerlendirilebildiği için bu durum acil servislerde doğru bir izolasyon sağlamamızı engelliyor.”

Covid-19 şüphesi dışında, acil servise başvurup müdahale ve operasyon gereken hastalardan (şüpheli Covid-19 hastası tanımına uymadığı halde) Covid – 19 dışlanması istenmesinin, hastanın acil servis içinde riskli alanlarda daha uzun beklemesi nedeniyle gereksiz yoğunluğa yol açtığı belirtiliyor. Prof. Dr. Serkan Yılmaz, bekleme sürelerinin azaltılması için Acil Serviste uzun bekleme süreleri olan ve/veya hızla yatışı gereken ancak Covid-19 açısından düşük riskli hastalarda PCR testi yanı sıra acil serviste hızlı test (Halen Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından geri ödemesi yok ve ülkemizde yaygınlaşmadı) uygulamasıyla bu servislerin rahatlatılıp hastaların risklerden korunabileceğini söylüyor.

Yılmaz’a göre Türkiye olarak nüfusundan daha fazla hasta başvurusu ile dünyada benzeri olmayan bir yoğunluğun yaşandığı acil servislerimizde, pandeminin getirdiği sorunlar çözülemeden yeni bir döneme girmemiz normal kabul edilmemeli. “Dünyada nüfusundan daha fazla acil servis başvurusu olan nadir ülkelerdeniz. OECD ülkelerinin hiçbiri yanımıza yaklaşamıyor. 2018 yılı sonundan beri sağlık istatistiklerimizi göremiyoruz. O tarihteki veriler yaklaşık 600 milyon hastane başvurusunun 150 milyonunun acil servislere yapıldığını gösteriyor ve her 4 hastadan 1’i acil serviste bakılıyor. Bu, nüfusu bize yakın olan ülkelerden Almanya’nın 2 Fransa’nın ise neredeyse 3 katı” diyen Prof. Dr. Serkan Yılmaz, bu sonuçların sorunun yönetimsel olduğunu gösterdiğine dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Serkan Yılmaz, “Günlük hasta başvurusu 1500-2000 olan, yeni açılan şehir hastanelerinde ise 3000- 4000’i bulan acil servislerimiz var. Bu servislerde, en iyi ihtimalle 5-10 doktorun nöbette olduğunu düşündüğümüzde bu kişi başına günde 300 – 400, saatte 10-15 hasta demektir. Bu veriler bir hastaya ayrılan sürenin 4 – 6 dakika olduğu anlamına gelir. Bu süreyi 10 dakikaya çıkarmak için ise 20 doktorun nöbette olması gerekir. Kalp krizini, inmeyi, trafik kazasını ve diğer pek çok tıbbi acil durumu tanıyıp yönetebilecek 20 kalifiye acil doktoru sağlanamadığında birincil sonuç olarak tıbbi hatalar, ikincil sonuç olarak şiddet, daha uzun süreçte ise çalışanlarda yaşanacak tükenmişlik hissi kaçınılmazdır” diyor.

Peki bu noktada ne yapılması gerekiyor? Prof. Dr. Serkan Yılmaz, sağlık kuruluşlarındaki kalabalığı engellemenin en iyi yolunun toplumun sağlıklı olmasından geçtiğini söylüyor ve nüfusun her ferdinin yılda en az 7-8 kez hastaneye başvurduğu bir toplumun sağlıklı olduğunu söylemenin mümkün olamayacağına dikkat çekiyor. “Tedavi edici hizmetler yerine koruyucu hekimlik uygulamalarının özendirilmesi, sağlık hizmeti talebinin artmasını engelleyecektir. Tansiyon yüksekliği olan bir hastanın yaşadığı sorunları hastanede çözmekle övünmememiz gerekir. Asıl övünmemiz gereken, koruyucu hekimliği özendirerek hastayı tansiyon hastalığının ikincil sonuçlarından koruyup ilaç ihtiyacını azaltmaktır” diyen Yılmaz, bunun bugünden yarına kazanılacak bir başarı olmadığına ancak hemen başlanması halinde basamaklı sağlık sistemine geri dönmenin olumlu sonuçları olduğuna inanıyor. Hastaların günümüzde birinci ve ikinci basamak polikliniklerde çözülebilecek pek çok sorun için hastane acil servislerine başvurmalarının önüne geçilmesi ve bu servislerin doğru hastalar için kullanılması sağlık sisteminin çıkmazdan kurtulması yolunda önemli bir karar olarak değerlendiriliyor.

Prof. Dr. Serkan Yılmaz, acil servislerin en önemli sorunlarından birinin de hekime şiddet olduğuna dikkat çekerek, “Acil servislerde kalabalık ve şiddet, pandeminin gölgesinde de devam ediyor. Biz şiddet konusunda tüm sağlık sisteminin ve toplumsal yapının sorgulanması gerektiğini düşünüyoruz. Akut dönemde ilk önlemin caydırıcı yasal düzenlemeler olması normal. Ancak sağlık çalışanlarına uygulanan şiddeti sadece hastanelerdeki güvenlik önlemlerini artırarak çözemeyiz. Yapılan yasal düzenlemeler, uygulamadaki farklılıklar nedeniyle toplumsal farkındalık yaratmaya yetmiyor. Bunun için önce sorunun kabul edilmesi, siyasi, bürokrat, yönetici ve hukukçuların ortak bir tavır sergilemesini sağlayacak toplumsal bir hareket başlatılması gerekiyor. Çözüme yönelik öneriler arasında; yöneticinin şiddet sonrası düzenlenen beyaz kod tutanağını zamanında işleme sokması, kolluk kuvvetlerinin önleyici görevi sırası ve olay sonrasında farklı uygulamalarda bulunmaması, hukukçular arasında gerekli yasal mevzuat uygulanması konusunda farklılıklar olmaması ve siyasilerin verdikleri mesajlarla sağlık çalışanlarının yanında olduklarını hissettirmeleri gibi başlıklar bulunuyor.