Türk doktorların tedavisi tıp dünyasına örnek oldu

Üniversitenin Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Alper, Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Müfide Nuran Akçay ve genel cerrah Doç. Dr. Erdem Karadeniz, yaklaşık 6 yıl önce hastanede yaptıkları meme konseyinde, memedeki akıntı, iltihap ve apse nedeniyle kadınların korkulu rüyası haline gelen kronik meme iltihabı hastalığının tedavisi üzerine çalışma başlattı.

Atatürk Üniversitesi Etik Kurulundan onay alan doktorlar, bu hastalıkta önceden ağızdan uygulanan veya iltihaplı bölgeye merhem sürülmesiyle (topikal) uygulanan ancak kesin sonuç vermediği halde yan etkileri de fazla olan steroid tedavisi (insan vücudunda üretilen hormon) yerine başka bir yöntem uygulamaya karar verdi.

Doktorlar bu çerçevede steroid tedavisinde uygulanan kortizonu, önceki tedavilerden farklı olarak ultrason yardımıyla tespit edilen hastalıklı memenin içine veya iltihaplı bölgeye iğneyle direkt enjekte etti.

Hekimler, kendilerinden izin alınarak 100’lerce kadın hasta üzerinde uyguladıkları yöntemle başarılı sonuç veren ve ulusal tıp camiasında kabul gören The Breast Joumal dergisinde yayınlattıkları çalışmayı, yurt içi ve yurt dışından meslektaşlarıyla paylaştı.

Literatüre giren bu tedaviyle doktorlar hem hastalara umut ışığı hem de yurt içi ve yurt dışında aynı tedavinin uygulanmasına öncü oldu.

Pof. Dr. Alper, hastanede uzun yıllardır devam eden meme konseyinde, kadınların korkulu rüyası olan ve tedavilere tam cevap vermeyen meme iltihabıyla karşılaştıklarını söyledi.

Bu hastaların tedavisi için farklı yöntem deneme arayışına girdiklerini anlatan Alper, “Pek çok tedavide vücudun hemen her yerine steroid yani lokal kortizon uygulamaları yapılıyor. Eklem hastalıklarında ve bazı lomber fıtıklarda da bölgesel steroid uygulanıyor. Tam buradan yola çıkarak ‘memede de sadece oral veya topikal uygulanan steoridi memenin direkt içine verebilir miyiz, verirsek daha az dozla bunu başarır mıyız?’ diye bunu 2015 yılında planladık. Etik Kurulu onayı alıp hastalara uyguladık.” dedi.

Alper, çalışmayı bir süre önce dünya çapında önemli meme dergisinde yayınlattıklarını ve devam eden çalışmaların da bazı tıp dergilerinde inceleme aşamasında olduğunu aktardı.

Tedaviye bölge illerin yanı sıra İstanbul ve İzmir’den de hasta geldiğini belirten Alper, “Tedaviyi ultrason eşliğinde her uygulamada yaklaşık 40 miligram steroidi meme içine perilezyonel ve intralezyonel olarak uyguladık. Daha sonra hastaların takiplerini yaptık. Çoğu hasta 3, 4, 5, bazıları ise 12’ye varan uygulamada düzeldi ve tedaviyi tamamladık.” diye konuştu.

Alper, Erzurum’daki tedavi yönteminin, Çin’de Wuhan Üniversitesinde bir yazarın başlattığı ve dünya çapında 67 kişinin dahil olduğu konsensüs çalışmasına dahil olup önemli cerrahi dergide yayın aşmasında olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti: “Çalışmamız dünyada artık görünür hale geldi, çoğu yere örnek ve model oldu. Son 1 yılda dünyada muhtelif yerlerde benzer çalışmalar başladı. Türkiye’de ise pek çok üniversite çalışmamıza yönelik dokümanlar istedi. Vücudun her yerine uygulanan streoidi lokal olarak maksimum 10-12 dozda, toplamda 500 miligram dozla tedaviyi bitiriyoruz. Oral dozdaki tedavide ise bu oranlar çok yüksek dozlara çıkıyor. Tedavimizde yan etki yok denecek kadar az, bu tedavi açısından farklı bir açılım.”

Alper, tedavide en ince dental iğne kullandıklarını ve meme içine uygulanan iğnenin ağrısının hissedilmediğine dikkati çekerek, “Bu tedavi hedefe yönelik nokta atışı sağladı. Sorunlu bölgeye ilacı verince ilacın hem lokal dağılım hem de lenfatik akımla dağılımında daha etkili olduğunu ortaya koyduk. Hastaların tedavi süreci önceden daha uzunken şimdi daha kısa ve etkin oldu.” dedi.

Meme ve endokrin cerrahisi üzerine ağırlıkla çalışan Prof. Dr. Akçay da “İdiyopatik Granülomatöz Mastit” denilen kronik meme iltihabının, memede kızarıklık, akıntı, ağrı ve apse ile görüldüğünü anlatarak, “Bu hastalık daha çok doğum yapmış kadınlar ile menopoz öncesi genç kadınlarda görülüyor. İlk kez 1972’de tanımlanmış ama son 15 yılda yaygınlaştı. Çoğunlukla Asya ülkelerinde, ülkemizin ise Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerinde endemik olarak görülen hastalık.” ifadelerini kullandı.

Biyopsiyle tanı koyup tedavi ettikleri hastalığın sebebinin dünyada bilinmediğini aktaran Akçay, şunları kaydetti: “Hastalığın sebebi bilinmediği için tedavisi de sıkıntılı, özellikle kanseri de taklit eden hastalık. Kadınlarımız bu durumu basit apsedir ya da iltihaptır diye geçiştirmesin. Mutlaka genel cerrah, aile hekimine görünsün, yoksa bu hastalık 8,10,12 ve 14 yıl sürüyor. Bazı hastalar memesini kaybediyor, bunlar olmasın. Erken tanıyla tedavi yönüne gidilmeli.”

Doç. Dr. Karadeniz de kronik meme iltihabının otoimmün hastalık olduğunu anlatarak, “Cerrahide iltihap gelişen memenin lokal bölümü ya da tamamı alınır. Cerrahiye nadir de olsa başvurduğumuz oluyordu fakat son dönemde özellikle streoid enjeksiyon tedaviyle artık cerrahiye ihtiyaç kalmadan hastalar şifa buluyor.” dedi.

Memede iltihap, delik ve akıntıdan dolayı hastaların psikolojisinin bozulduğunu dile getiren Karadeniz, “Biz sadece steroidlerin yeni bir tedavi şeklini geliştirdik, yani vücudun diğer yerlerine uygulanan şeklini memede yaptık. Steroidin uzun dönem kullanılmasına bağlı hastalarda ciddi yan etkiler görülüyordu, bu tedavisiyle artık hastalarda yan etki görülmüyor. Çok daha düşük dozlarla yüksek başarı elde ettik. Tedavi yeni olmasına rağmen gelecek için umut vaat ediyor.” diye konuştu.