Silahlanma Yarışı: İkinci Dünya Savaşı’ndan Beri Eşsiz Bir Dönem

Silahlanma Yarışı: İkinci Dünya Savaşı’ndan Beri Eşsiz Bir Dönem
29 Nisan 2026 – Hakan Kaplan

Küresel ölçekteki silahlanma yarışı, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülmemiş bir tehlike seviyesine ulaşarak, 2025 yılında askeri harcamaların 2.8 trilyon dolara dayanmasına yol açtı. İsveç merkezli Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından yayımlanan son rapor, bu durumu net bir şekilde ortaya koyuyor. Son on yılda %41 oranında bir artış yaşanan askeri harcamalar, dünya genelinde en az 60 farklı silahlı çatışmanın devam etmesiyle birlikte güvenlik anlayışlarının köklü bir değişime uğradığını gösteriyor.

Bu durumu değerlendiren CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Anton Çehov’un “Bir sahnede silah görünüyorsa, o silah patlar” sözünü hatırlatarak, aşırı silahlanmanın büyük savaş risklerini artırdığına dikkat çekiyor.

TÜRKİYE’DE ASKERİ HARCAMALAR VE İHRACATTA YÜKSELİŞ

Salıcı’nın analizinde, Türkiye’nin askeri harcamalarını bir önceki yıla göre %7.2 oranında artırarak dünya sıralamasında 18. sıraya yükseldiği görülüyor. On yıllık dönemde Türkiye’nin askeri harcamalarındaki %94’lük artış, bölgedeki gerilimlerin maliyetini de gözler önüne seriyor. Türkiye, askeri ihracatta ise dünya 11’incisi konumuna gelerek, Pakistan, BAE ve Ukrayna gibi ülkelere yaptığı satışlarla dikkat çekiyor. Ancak Türkiye, askeri ithalatının büyük bir bölümünü Almanya, İspanya ve İtalya gibi Batılı ülkelerden tedarik etmeye devam ediyor. NATO ülkeleri toplam askeri harcamanın %55’ini elinde bulundururken, bu ülkelerin 2035 yılına kadar Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) %5’ini silahlanmaya ayırma taahhüdü, dünya genelinde bir “savunma duvarı” inşa edildiğini gösteriyor.

ÇÖZÜM SİLAHLANMA DEĞİL, DİPLOMASİ

Salıcı, Türkiye’nin hiçbir savaşın içinde yer almak istemediğini ancak uluslararası arenadaki bu “barut fıçısı” durumunu göz ardı edemeyeceğini vurguluyor. Stratejik öngörünün önemine dikkat çeken Salıcı, Türkiye’nin güvenliğinin güçlendirilmesi ve bölgesel güvenlik yapılandırmalarında aktif bir rol oynaması gerektiğini ifade ediyor. Asıl çözümün diplomatik ilişkilerin güçlendirilmesi olduğunu belirten Salıcı, güvenliğin sadece silahlarla değil, öncelikle öngörülebilir ve sağlıklı diplomatik ilişkilerle sağlanabileceğini dile getiriyor. Türkiye’nin bu artan silahlanma yarışında temkinli ve stratejik bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini savunuyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir